11 Eylül 2011 Pazar

Vespa zamanı!

Audrey Hepburn ve Gregory Peck
Özellikle İtalya'da çok yaygın olarak kullanılan, adeta İtalya'nın simgesi haline gelen scooter tarzı renkli mi renkli motosiklet, vespa! Son zamanlarda ilgimi çekmiyor değil, diğer motosikletlerin hantal görüntüsüne karşın o kadar zarif ki, tabi bir klasik olduğunu da unutmamak lazım.


Taşındııım!

Yeni okul dönemi başlıyor, 8 aydır okulumdan, şehrimden uzaktım. Benim için gerçekten her şey yeni olacak bu dönem, en başta da evim. Evet, taşındım:) Önceki evimden daha büyük ve eşyalı bir ev. Kendimi göçebe gibi hissediyorum son zamanlarda. Önce Paris, Paris'te ev bulana kadarki aşamalar, oteller, hosteller, şimdi 3 yıldır yaşadığım evimden başka bir ev, bu sene okulum bitince belki bambaşka bir şehir ve bambaşka bir ev. Benim gibi kolay kolay değişiklik yapamayan bi insan için hiç de az değil sanki:)

3 Nisan 2011 Pazar

Paris'de bir pazar

Centre Pompidou


Her ayın ilk pazar günü Paris'te bir çok müzeye giriş ücretsizdir. Ben de hem pazar gününü hem de bu kapalı Paris havasını değerlendirmek istedim, Pompidou Centre'ın yolunu tuttum. Daha önce görmüş olmama rağmen, o ünlü merdivenlerinden çıkmamış, müzeyi gezmemiştim.

Metro 11 in Rambuteau istasyonunda indim, bina hemen karşımda. Kapıdaki sırayı bekledikten sonra içeri girip merdivenlere doğru yöneldim. Önce geçici sergi kısmına baktım. Jean-Michel Othoniel adlı
My Way, Jean-Michel Othoniel
sanatçının 'My Way' isimli sergisi vardı. Sergi 23 Mayısa kadar devam
edecek.

Sonraki durağım Musee National d'Art Moderne oldu. Burada Picasso, Henri Matisse, Antonin Artoud gibi bir çok ünlü sanatçının resimleri, çeşitli enstalasyon çalışmaları, mimari örnekler, küçük objeler, modern sanata dair her şey mevcut. Daha önceden Picasso müzesine uğramıştım fakat öğle tatiline denk geldiğim için başka bir güne ertelemiştim, Picasso'nun eserlerini, hatta portre çalışmalarını bile burada görünce ayrı bi mutlu oldum:) Ama beni en çok heyecanlandıran Le Corbusier'nin
My Way

naturmort çalışmasını görmek oldu:) Bu müzeyi görmenizi tavsiye ederim.Gitmişken müzenin teras katındaki restorantı ve Paris manzarasını izlemeyi ihmal etmeyin:)

Sonraki durak Fransızların ''la plus belle avenue du monde'' (dünyanın en güzel caddesi) dedikleri meşhur Champ Elysee. Metrodan indikten sonra karşımda 'Grand Palace' ve 'Petit Palace'. Bunları görmeyi başka bir güne bırakıyorum, bugünkü hedefim bizim deyimimizle şanzelize ve ardından Napolyon'un zafer anıtı 'Arc de Triomphe'. Bulunduğum yerden çok yakın görünmesine rağmen, sağlı sollu lüks mağazaların arasındaki uzuuun yürüyüşümden sonra ulaşabiliyorum oraya ancak.

Champ Elysee gerçekten çok güzel, iki tarafı yemyeşil kestane ağaçlarıyla süslenmiş, çok geniş bir cadde. Napolyon'un Paris'te olası isyanlara çabuk müdahale edebilmek amacıyla militarist bir yaklaşımla yaptırdığı uzun ve geniş caddeler gerçekten görülmeye değer. Paris'te buna 'Büyük Aks' adı veriliyor. Bu 8 km uzunluğundaki yol, Arc de Triomphe'un moderne taklidi olan 'La Defence'dan başlayıp, Champ Elysee'yi de içine alarak, Louvre müzesinin önündeki zafer takına kadar kesintisiz devam ediyor.

Champ Elysee'yi baştan sona iki kez yürüdükten sonra artık pes ediyorum ve evin yolunu tutuyorum, gerisi başka sefere artık:)


Pompidou'dan bir kaç fotoğraf!



Centre Pompidou merdivenleri

Nature morte- Le Corbusier

Picasso'nun eserleri

Enstalasyon Çalışmaları

Enstalasyon çalışmaları

Üst Kattaki Restorant
Manzara, biraz yağmurlu ama:)














2 Nisan 2011 Cumartesi

il n'est pas rouge

Çilek mevsimi geldi, ne de hoş oldu!

Kozahan

Studyo dersim için araştırma yapıyorum. Sosyal konut projesi, Türkiye'den kervansaray örnekleri göstereceğim sınıfa. Aklıma hemen Kozahan geldi. Kozahan benim için hep özel olmuştur nedense. Bursa'da yaşamaya başladığım ilk yılda keşfettiğim, arasıra avlusunda simit-çay eşliğinde kitap okuduğum, huzur bulduğum bir yerdi, hep de öyle kaldı. Sanırım özledim.

Çocukluk

8 yaşımdaydım onla tanıştığımda. En yakın arkadaşım oldu. Birlikte harika anılarla dolu bir çocukluk geçirdik. Neden olduğunu bile bilmediğim bi sebepten küstük sonra, biz taşındık, birbirimizi arayıp sormadık, barışmaya da yeltenmedik. Lise yıllarımda bazen düşünürdüm, bilmediğim sebepten yaşadığımız o küslük olmasaydı şimdi nasıl olurduk, her şey daha mı kolay olurdu diye. Üstünden 8 yıl geçti, erkek arkadaşımla konuşurken konu ondan açıldı, çocukken yaptıklarımızı anlattım ona uzun uzun, heyecanla. Bu konuyu konuşmanın bile beni ne kadar mutlu ettiğini farkettim sonra, mesaj atmaya karar verdim. Evet artık küs değildik, büyümüştük, birbirimizi gördüğümüzde selam veriyorduk ama bu konuyu hiç konuşma fırsatımız olmamıştı, belki de onun hakkında ne kadar güzel şeyler hissettiğimi bilmiyordu. Bilmeli diye düşündüm. Mesaj attım ve 'seni iyi ki tanımışım' dedim. Şimdi ne mi hissediyorum, hafifleme, mutluluk, bunu daha önce yapmadığım için biraz pişmanlık ama çok büyük işler başarmışım gibi de bi gurur:)

12 Aralık 2010 Pazar

Yenilik Şart

İlkokul ve ortaokul yıllarımda günlük tutma alışkanlığım vardı. Yıllar sonra bu günlükleri okumak kadar güzel bir duygu yok! Yıllar önce neler yaşadığını, özellikle de o an ki duygularını sıcağı sıcağına görmek ve şimdikilerle kıyaslamak harika. Ne zamandır aklımdaydı bu blog işi, ama vakit bulamadığımı bahane ederek erteliyordum. Şimdi yeni dönemle birlikte aldığım kararlardan biri de o 'vakit bulamadıklarım' a vakit ayırmak:) ve...